İdari Para Cezalarına İtiraz/Dava Yolları (Legal İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku Dergisi, Sayı: 45, Ocak-Şubat-Mart 2015)

6331 Sayılı İş Sağlığı Ve Güvenliği Kanunu Gereğince Verilen İdari Para Cezalarına İtiraz ve Dava Yolları

Appeal and Litigation Way Against the Administrative Fines that are given in Accordance with the Occupational Health and Safety Law No. 6331

 

Bünyamin ESEN(*)

(*) SGK Sosyal Güvenlik Denetmeni,

Sosyal Politika Bilim Uzmanı/ London School of Economics and Political Science

PhD Doktora Öğrencisi/ Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü

Legal İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku Dergisi, Sayı: 45, Ocak-Şubat-Mart 2015

 

ÖZ

Türkiye mevzuatında iş sağlığı ve güvenliği alanındaki temel yasa olan 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun hükümlerine aykırılık halinde kanunun 26 ncı Maddesi uyarınca ilgililere idari para cezası uygulanması söz konusu olur. Maktu olarak uygulanan 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’na göre uygulanan idarî para cezaları, 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 17 nci maddesinin yedinci fıkrası hükmü nedeniyle, her takvim yılı başında Malîye Bakanlığı’nca belirlenen yeniden değerleme oranında arttırılmakta, böylece reel değerlendirinin ve caydırıcılıklarının korunması sağlanmaktadır.

6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu uyarınca verilmiş bulunan idarî para cezalarının uygulanma, tahakkuk, itiraz, takip ve tahsilinde genel hükümler uygulanmakta; başka bir deyişle 5326 sayılı Kabahatler Kanunu hükümleri ile 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümleri geçerli olmaktadır.

Bu makalede 6331 sayılı Kanun uyarınca Çalışma ve İş Kurumu İl Müdürlüğü tarafından uygulanan idarî para cezalarına karşı idari ve adli aşamalarda itiraz ve dava yolları ayrıntıları ile açıklanmıştır.

 

ANAHTAR KELİMELER: 6331 sayılı Kanun, iş sağlığı ve güvenliği, idari para cezası, ceza davası, idari para cezasına itiraz, kamu alacakları

 

ABSTRACT

In case of the violation of the relevant provisions of the Occupational Health and Safety Act No. 6331, which is the main legislative source in Turkey’s legislation regarding occupational health and safety, administrative fines will be applied to the relevant person in accordance with the Article 26 of the Act. The administrative fines of the Act No. 66331, which are being implemented as lump sum, are being incremented at each calendar year by the revaluation rate which is determined by Ministry of Finance by the start of each year, due to the seventh paragraph of the provisions of the 17th Article of the Misdemeanours Act No. 5326; so that, the real value and deterrence of the administrative fines is being protected.

General provisions are being applied at implementation, accrual, appeal, monitoring and collection of the administrative fines which are given in line with the Occupational Health and Safety Act No. 6331; in other words, the Misdemeanours Act No. 5326 and the Act No. 6183 on Procedures for the Collection of Public Receivables are being implemented.

In this article the appeal ways in administrative and judicial steps against the administrative fines that are being implemented in accordance with the Act No. 6331 by the Provincial Directorate of Labour and Employment Agency, are being elaborated in detail.

 

KEYWORDS: Act No. 6331, occupational health and safety, administrative fine, criminal proceeding, objection to administrative fine, public receivables

 

 

  • GİRİŞ

30.06.2012 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanarak aşamalı olarak yürürlüğe girmeye başlayan 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu ile birlikte ülkemiz mevzuatında iş sağlığı ve güvenliği alanında mevzuat tekliği esasına geçilmiş bulunmaktadır. Kanunun tüm hükümlerinin yürürlüğe giriş tarihi 01.07.2016 tarihinde tüm işyerleri yönünden tamamlanacaktır.

Avrupa Birliği’nin 89/391 sayılı Direktifi[1] göz önüne alınarak, AB mevzuatıyla mümkün ölçüde paralellik oluşturacak şekilde tasarlanmıştır bulunan 6331 sayılı Kanun çalışanlara ve işverenlere kapsamlı ve geniş yükümlülükler getirmiş bulunmaktadır[2]. İş sağlığı ve güvenliğinin uygulanması yönünden işverenler, işveren vekilleri ve ilgili taraflara çeşitli yükümlülükler getiren 6331 sayılı Kanun, hükümlerinin yerine getirilmemesi halinde 26 ncı Maddesi uyarınca ilgililere idari para cezalarının uygulanmasını düzenlemiştir[3].

6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’na göre uygulanan idarî para cezaları mevzuatımızda yer alan cezalar içerisinde en ağır maktu ceza gruplarından birini oluşturmaktadır. Bu cezalar Kanunda maktu olarak belirtilmiş olsalar da, 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 17 nci maddesinin yedinci fıkrası hükmü nedeniyle, her takvim yılı başında Malîye Bakanlığı’nca belirlenen yeniden değerleme oranında arttırılmakta, böylece reel değerlendirinin ve caydırıcılıklarının korunması sağlanmaktadır (5326: Md. 17)[4].

Öte yandan Türkiye mevzuatına yeni girmiş bir yasa olan 6331 sayılı Kanun yönünden uygulanan idari para cezalarına nasıl itiraz edileceği ve bu cezaların nasıl kesinleşeceği hususları uygulamada tereddütlere neden olan konular olarak öne çıkmaktadır.

Bu makalemizde 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu uyarınca verilecek idari para cezalarına itiraz ve dava yolları ve usulleri ayrıntılarıyla ele alınmıştır.

 

  • İDARÎ PARA CEZALARINA KARŞI İDARÎ VE YARGISAL AŞAMALARDA BAŞVURU

İdarî yaptırımların özel bir türü olan idarî para cezalarına Türkiye hukukunda idarî aşamada “itiraz” ve yargı aşamasında “dava hakkı” olmak üzere iki ayrı başvuru ve kontrol yolu düzenlenmiştir. Kendisine haksız yere idarî işlem uygulandığını düşünen kişi çaresiz değildir, kanunda gösterilen esaslar dâhilinde bu iki yolla hakkını arayabilecektir.

İdarî aşamada itiraz veya idare hukuku anlamında “idarî başvuru yolu”[5]; kanunda gösterilen esaslar dâhilinde, idarî para cezasını uygulayan idarî makama, uygulanan para cezasının yersiz veya haksız olduğunu iddia ederek, söz konusu idarî yaptırımın kaldırılması talebinin yöneltilmesini ifade eder. İdarî para cezalarına karşı uygulanabilecek ilk usul olan idarî aşamada itiraz, idarî işlem dolayısıyla ortaya çıkan haksızlığın yine bir başka idarî işlem ile ortadan kaldırılması şeklinde telafi edilmesini hedefler.

İtirazı değerlendirecek kamu otoritesinin itirazı uygun bulunması halinde idarî yaptırım tüm sonuçları ile birlikte ortadan kalkacak, uygulanmış idari yaptırım kaldırılacak veya iade edilecek, bu suretle de taraflar arasındaki eski hukuki eşitlik yeniden kurulacaktır.

İdarî para cezalarına karşı başvurabilecek olan ikinci yol ise yargısal süreçlerde itirazdır. Yargı mercilerine itiraz, bağımsız mahkemelere başvurarak idarece uygulanan yaptırımın hukuki olmadığı savının yargısal süreçlerde ispatlanmasını ifade eder. idarî işleme karşı yargı yolu kullanılabilir, zira Anayasa’nın 125 inci maddesine göre idarenin her türlü eylem ve işlemine karşı yargı yolu açıktır (Anayasa: Md. 125)[6].

Başvurulan yargı makamının idarî yaptırımın hukuka uyar olmadığına hükmetmesi halinde haksız olarak uygulanan idarî yaptırım kararı ortadan kaldırılacak, eğer para cezası tahsil edilmiş ise haksız olarak tahsil edilmiş olan idarî para cezası kesinleşmiş mahkeme ilamı hükümleri doğrultusunda geri iade edilecektir.

Yargısal süreç bir anlamda yargısal denetime başvurarak idarenin hukuka uymayan davranışının (eyleminin veya eylem almaktan kaçınmasının) tescili anlamını taşır. Belirtmek gerekir ki, hukuka aykırı olduğu mahkeme ilamı ile kesinleşen idarî işlem sonucu, idarî para cezası uygulanması yüzünden ticari itibarinin sarsılması gibi bir nedenle, maddi veya manevi bir zarara uğradığını iddia eden ilgilinin, sonraki aşamada tazminat hukukuna başvurma ve idarenin hizmet kusuru bulunduğu savıyla zararını ispatlayarak giderilmesini talep etme hakkı saklıdır. Zira Anayasa’mıza göre idare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür (Anayasa: Md. 125). Ancak, idarenin tazmin borcunun doğabilmesi için; bir zararın oluşmuş olduğunun ve de bu zararın idarî işlem dolayısıyla oluştuğunun mahkeme nezdinde ispatı (başka bir deyişle zarar ile idarî işlem arasında uygun illiyet bağının kurulması) zorunlu olacaktır[7].

 

  • 6331 SAYILI KANUN UYARINCA UYGULANAN İDARÎ PARA CEZALARINA İTİRAZDA UYGULANACAK MEVZUAT

6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu idarî para cezalarına itiraz süresi ve itirazın usulü ile ilgili olarak bir belirlenimde bulunmamıştır. Bu haseple konu ile ilgili olarak 4857 sayılı İş Kanunu hükümlerine bakılacaktır. Zira 6331 sayılı Kanunda hüküm bulunmayan hallerde 4857 sayılı İş Kanunu’nun 6331 sayılı Kanuna aykırı olmayan hükümleri uygulanmaktadır (6331: Md. 27)[8].

4857 sayılı Kanun’a baktığımızda da idarî para cezalarının genel esaslara göre tahsil edileceğinin belirtildiği görülür (4857: Md. 108)[9]. Genel esaslara işaret edilmesi idarî yaptırım kararı ile ilgili olarak 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’na bakılmasını gerektirir. Özel kanunlarında aksine hüküm bulunmaması halinde, idarî yaptırım kararlarına karşı yargı yolunun nasıl kullanılacağı 5326 sayılı Kanun hükümlerince belirlenmektedir. Bu çerçevede 6331 sayılı Kanun da, idarî para cezalarına karşı itiraz usulünü açıkça düzenlememiş olduğundan, dava yolu konusunda 5326 sayılı Kanun esastır.

Hülasa, 6331 sayılı Kanunun hükümlerine istinaden verilen idarî para cezalarının uygulanma, tahakkuk, itiraz, takip ve tahsilinde genel hükümler uygulanacak; bu çerçevede de 5326 sayılı Kabahatler Kanunu hükümleri ile 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümleri geçerli olacaktır.

 

  • 6331 SAYILI KANUN UYARINCA UYGULANAN İDARÎ PARA CEZALARINA İDARÎ AŞAMADA İTİRAZ

Belirttiğimiz üzere, idarî aşamada itiraz, para cezası şeklindeki idarî yaptırıma karşı atılabilecek ilk adımı oluşturur. Bu adım hukuka uygun olmadığı savı bulunan idarî yaptırımın yargı yoluna başvurulmadan kaynağında izale edilmesi amaçlar.

Ne var ki, bu yolun kullanılabilmesi kanunda açıkça gösterilmesi halinde mümkündür. Gerek 6331 sayılı Kanun gerekse de 4857 sayılı Kanun, 6331 sayılı Kanunun uygulanması yönünden verilen idarî para cezalarına idarî aşamada bir itiraz hakkını ve mekanizmasını düzenlememiştir. Daha açık bir ifade ile Çalışma ve İş Kurumu İl Müdürlüğü tarafından uygulanan idarî para cezalarına karşı bu cezayı uygulayan Çalışma ve İş Kurumu’na[10] itirazda bulunma usulü bulunmamaktadır[11].

Bu çerçevede, gerek 6331 sayılı Kanun gerekse de 4857 sayılı İş Kanunu hükümleri gereğince iş sağlığı ve güvenliğine ilişkin olarak uygulanacak idarî para cezalarına itiraz için doğrudan yargı yoluna başvurulabilecektir.

 

  • 6331 SAYILI KANUN UYARINCA UYGULANAN İDARÎ PARA CEZALARINA KARŞI YARGI YOLLARI

    1. 6331 sayılı Kanun Uyarınca Verilen İdarî Para Cezalarına Karşı Açılacak Davalarda Yetkili Mahkeme

6331 sayılı Kanun gereğince uygulanacak idarî para cezalarına karşı yargısal itiraz Sulh Ceza Mahkemelerinde görülmektedir.

Bir karşılaştırma yapmak açısından belirtmek gerekir ise; 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu uyarınca sosyal güvenlik hukuku yönünden verilen idarî para cezalarına karşı yetkili yargı yeri idare mahkemeleri iken (5510: Md. 102)[12] [13] 6331 sayılı Kanun uyarınca uygulanan idarî para cezalarına karşı adlî yargı yerinde dava açmak gerekir. Zira, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun “Başvuru yolu” başlıklı 27. maddesinde, “İdarî para cezası ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idarî yaptırım kararlarına karşı, kararın tebliği veya tefhimi tarihinden itibaren en geç onbeş gün içinde, sulh ceza mahkemesine başvurulabilir. Bu süre içinde başvurunun yapılmamış olması halinde idarî yaptırım kararı kesinleşir” düzenlemesi bulunmaktadır (5326: Md. 27/I).

Kabahatler Kanunu’nun, idarî yaptırım kararlarına karşı yargı yoluna ilişkin hükümleri diğer kanunlarda aksine hüküm yoksa uygulanmakta; diğer kanunlarda görevli mahkemenin gösterilmesi halindeyse söz konusu mahkeme görevli sayılmaktadır. 6331 sayılı Kanun idarî para cezalarının yargı yeri ile ilgili bir belirlenimde bulunmadığından ötürü konu ile ilgili olarak Kabahatler Kanunu hükümleri uygulanacaktır[14].

Ayni şekilde, 6331 sayılı Kanunda hüküm bulunmayan hallerde 4857 sayılı İş Kanununun 6331 sayılı Kanuna aykırı olmayan hükümlerinin uygulanacağı unutulmamalıdır (6331: Md. 27). Konu ile ilgili olarak Uyuşmazlık Mahkemesi bir içtihadında “[4857 sayılı İş Kanunu uyarınca] öngörülen idarî para cezasının, 5326 sayılı Kanun’un 16. maddesinde belirtilen idarî yaptırım türlerinden biri olduğu, 4857 sayılı İş Kanunu’nda da idarî para cezasına itiraz konusunda görevli mahkemenin gösterilmediği anlaşılmıştır. Bu durumda, Kabahatler Kanunu’nun 3. maddesinde belirtildiği üzere, idarî yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin 5326 sayılı Kanun hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacak olması nedeniyle, görevli mahkemenin belirlenmesinde 5326 sayılı Yasa hükümleri dikkate alınacağından, idarî para cezasına karşı açılan davanın görüm ve çözümünde, 5326 sayılı Kanunun 27. maddesinin (1) numaralı bendi uyarınca adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmış” olduğu görülmektedir.[15]

İzah ettiğimiz bu delillerden de görüldüğü üzere 6331 sayılı Kanun uyarınca uygulanacak idarî para cezalarında ceza mahkemeleri (sulh ceza mahkemeleri) görevlidir.[16] [17]

Bu durumun yalnızca bir istisnası bulunur: İdarî yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idarî yargının görev alanına giren bir kararın da verilmiş olması halinde; idarî yaptırım kararına ilişkin hukuka aykırılık iddiaları bu işlemin iptali talebiyle birlikte idarî yargı merciinde görülecektir (5326: Md. 27/IIX)[18].

 

  1. Dava Açma Sürelerinin İşleyişi ve Mücbir Sebeple Kesilmesi

İş sağlığı ve güvenliği yönünden uygulanan idarî para cezalarına karşı dava açma süresi kararın tebliği veya tefhimi (bildirimi) tarihinden itibaren başlar, on beşinci günün mesai bitiminde sona erer (5326: Md. 27). Süresi içerisinde Sulh Ceza Mahkemesi’ne dava açılmaması halinde idarî yaptırım kararı kesinleşecektir (5326: Md. 27). Kesinleşen karar yerine getirilme (icrai tatbikat, tahsilat) aşamasına gelir. Kanuni güvenlik ilkesinin bir sonucu olan on beş günlük başvurusu süresi bir zamanaşımı süresi değil, kanuni hak düşürücü bir süredir. Davanın, başvuru için verilen yasal süresi geçtikten sonra açılması halinde hâkim bu durumu re’sen dikkate alacak ve davayı usulden reddedecektir.

Öte yandan mücbir (zorunlu) bir sebebin varlığı söz konusu ise bu durum dava süresini etkiler. Mücbir sebebin varlığı dolayısıyla on beş günlük dava açma süresinin geçmiş olması halinde dahi, bu sebebin ortadan kalktığı tarihten itibaren en geç yedi gün içinde karara karşı yargıya başvurulabilecektir (5326: Md. 27). Bu şekilde, mücbir sebep dolayısıyla yasal süresi geçtikten sonra dava açmak, idarî para cezasına dair kararın kesinleşmesine etki etmez, ancak mahkeme yerine getirmeyi durdurabilecektir (5326: Md. 27).

Tanımı doktrinde ve yüksek yargı içtihatlarında tartışılan mücbir sebep kavramı, dıştan gelen harici etkiler sonucunda oluşan, borçlunun iradesiyle ve istemiyle meydana gelmeyen, önceden beklenmeyen, sezilemeyen ve öngörülemeyen, kaçınılmaz olarak oluşan, ortadan kaldırılamayan ve mutlak bir şekilde borcun ifa edilmesini önleyen olayı ifade eder[19]. Yargıtay mücbir sebebin “tabii bir kuvvetten (fırtına, deprem, sel, heyelan gibi) veya üçüncü kişinin eyleminden (haksız fiillerde olduğu üzere) yahut resmi bir yasaklamadan (memnuniyetten) ileri gelebileceğini” ifade ederek, mücbir sebep kavramının içerisine borcun ifasını engelleyen bireysel veya toplumsal etkisi olan birçok olayın girebileceğini ifade etmiştir[20]. Nıspi nitelik taşıyan bir kavram olarak[21] mücbir sebep, yaşanılan olayla sıkı sıkıya bağlantılıdır ve her olayda mücbir sebebin oluşup oluşmadığının ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekir.

Mücbir sebebin dava açma süresine etkisini örnekler ile açıklayalım:

Örnek 1: 6331 sayılı Kanun gereğince uygulanan idarî para cezasını 01.04.2015 tarihinde alan işveren 05.04.2015 tarihinde trafik kazası sonucu komaya girmiştir. Tedavisi başarılı geçen işveren 22.05.2015 tarihinde taburcu olmuştur. İşveren her ne kadar idarî para cezasına karşı yargı yoluna başvurmak için on beş günlük yasal süreyi kaçırmış olsa da, en geç 28.05.2015 tarihinde dava açtığı takdirde, mahkeme dava açma süresi yönünden usule uygun olduğunu değerlendirecek ve diğer şartları da taşıması halinde davayı esastan inceleyecektir. Zira üçüncü kişinin haksız fiili sonucu dava yolunu kullanma hakkını engelleyen bir mücbir sebep ortaya çıkmıştır.

Örnek 2: İş sağlığı ve güvenliğine dair yapılan denetim sonucu uygulanan idarî para cezasını 10.10.2015 tarihinde alan işverenin bu cezaya itiraz etme süresi 26.10.2015 günü dolmaktadır (Son gün olan 24.10.2015 hafta sonuna denk geldiği için ilk Pazartesine uzar). Ancak işverenin ikamet ettiği ilçede 26.10.2015 günü sokağa çıkma yasağı ilan edilmiş, yasak 27.10.2015 günü kaldırılmıştır. İşveren her ne kadar idarî para cezasına karşı yargı yoluna başvurmak için on beş günlük yasal süreyi kaçırmış olsa da, en geç 02.11.2015 tarihinde (mücbir sebep olan sokağa çıkma yasağının kalktığı tarihten itibaren yedinci günün mesai bitimine kadar) dava açtığı takdirde, mahkeme dava açma süresi yönünden usule uygun olduğunu değerlendirecek ve diğer şartları da taşıması halinde davayı esastan inceleyecektir.

 

  1. Tatillerin Dava Açma Süresine Etkisi

İdarî para cezasının tebliğ veya tefhim edildiği tarih ile birlikte ödeme, itiraz ve dava süreleri işlemeye başlayacaktır. İtirazın ya da dava açma süresinin son günün hafta sonuna[22] (Cumartesi veya Pazara) veya 2429 sayılı Kanun uyarınca ulusal bayram veya resmi bayram vasfındaki genel tatil günlerine[23] denk gelmesi halinde itiraz veya dava süresi ilk iş günü mesai bitimine kadar uzar (2429: Md. 1-2; 394 sayılı Kanun).

 

  1. Malî Tatilin Dava Açma Sürelerine Etkisi

Malî tatil uygulaması ülkemizde 5604 sayılı Kanun gereğince uygulanan özel bir kamusal düzenlemedir. Her yıl Temmuz ayının birinden yirmisine kadar (yirmisi dâhil) malî tatil uygulanır. Haziran ayının son gününün tatil günü olması halinde, malî tatil, temmuz ayının ilk iş gününü takip eden günden başlar (5604: Md. 1).

Malî tatil uygulaması 5604 sayılı Kanunun 2 inci maddesi gereğince (beyan, bildirim ve ödemeler gibi) malî yükümlülükler ile ilgili olduğundan, işverenler ve ilgililer tarafından Çalışma ve İş Kurumunca uygulanan idarî para cezalarına karşı açılacak davalarda dava açma sürelerine etki etmemektedir[24]. Diğer bir ifade ile 6331 sayılı Kanunun yönünden uygulanan idarî para cezalarına dair itiraz süresinin son gününün Malî Tatil içerisine denk gelmesi halinde dahi, bu süre uzatılmayacaktır.

 

  1. Adlî Tatilin Dava Açma Sürelerine Etkisi

Ceza işlerini gören makam ve mahkemeler her yıl 1 Eylül tarihinde tekrar çalışmaya başlamak üzere, 20 Temmuzdan 31 Ağustosa kadar çalışmaya ara verirler (5271: Md. 331). “Adlî tatil” veya “çalışmaya ara verme” olarak adlandırılan bu uygulamanın idarî para cezalarına karşı yargısal itiraz sürelerine etkisini irdelemek gerekir.

İdarî para cezalarına karşı açılacak davalarda ceza yargılama usulü geçerli olduğundan ötürü, Ceza Muhakemeleri Kanunu uyarınca adlî tatile rastlayan süreler işlemez, durur (5271: Md. 331). Son günü adlî tatile denk gelen dava açma süresi tatilin bittiği günden itibaren (başka bir deyişle bir eylülden itibaren) üç gün uzatılmış sayılır (5271: Md. 331).

 

  1. İdarî Para Cezalarına Karşı Dava Hangi Şekilde Açılır?

İş sağlığı ve güvenliği yönünden uygulanacak idarî para cezalarına karşı yargısal müracaat, bizzat, kanunî temsilci veya avukat tarafından sulh ceza mahkemesine iki nüsha olarak verilecek bir dilekçe ile yapılır (5326: Md. 27). Sulh Ceza Mahkemeleri bu kapsamdaki davaları “Değişik İş” dosyası şeklinde takip eder. Davacılar hasım olarak idarî yaptırımı uygulayan Çalışma ve İş Kurumu’nu gösterecektir.

Başvuru dilekçesinde, idarî yaptırım kararına ilişkin bilgiler, bu karara karşı ileri sürülen deliller açık bir şekilde gösterilir, kararın hangi gerekçelerle hukuka aykırı olduğunun iddia edildiği sarih bir şekilde açıklanır (5326: Md. 27). Dilekçede ayrıca, başvurunun süresinde yapılmasını engelleyen mücbir sebep var ise bu sebep dayanaklarıyla (doktor raporu, idarî memnuniyet kararı, afet ve benzeri durumları tevsik eden belgeler vb.) gösterilmelidir (5326: Md. 27).

Dilekçelerde şu bilgi ve belgelerin bulundurulması gerekli ve yararlı olacaktır[25]:

  • İdarî para cezasının tebliğ mazbatası
  • Davacının gerçek kişi olması halinde adı, soyadı, adresi
  • Davacının tüzel kişi olması halinde unvanı, adresi, temsilcilerinin bilgileri ve adresleri, yetki belgeleri, imza sirküleri
  • İdarî para cezası uygulanmasına neden olan maddi olaya ilişkin ayrıntılı bilgi ve belgeler (Denetimin başlama ve bitiş tarihleri, denetim adresi, denetim sırasında işyerinde çalışanlar ve ifadeleri, incelenen kayıt ve belgeler ve bunların mahiyetleri)
  • Uygulanan idarî para cezasının hukuka uyar olmadığı savını destekleyen kanun, tüzük, yönetmelik gibi hukuki deliller
  • Varsa konuya ilişkin bilirkişi tespitleri.

Soruşturma konusu fiilin suç değil de kabahat oluşturduğu gerekçesiyle idarî yaptırım kararı verilmesi halinde; kovuşturmaya yer olmadığı kararına itiraz edildiği takdirde, idarî yaptırım kararına karşı başvuru da bu itiraz merciinde incelenecektir (5326: Md. 27). Keza, kovuşturma konusu fiilin suç değil de kabahat oluşturduğu gerekçesiyle idarî yaptırım kararı verilmesi halinde; fiilin suç oluşturmaması nedeniyle verilen beraat kararına karşı kanun yoluna gidildiği takdirde, idarî yaptırım kararına karşı itiraz da bu kanun yolu merciinde incelenir (5326: Md. 27).

İdarî yaptırım kararına karşı başvuru yolu harca tâbi değildir (5326: Md. 30). Öte yandan, yargı yoluna başvuru dolayısıyla oluşan bütün masraflar ve vekâlet ücretleri, yargılama sonucunda başvurusu veya savunması reddedilen tarafça ödenecektir (5326: Md. 30).

İdarî para cezasının Kabahatler Kanunu’nun 17 nci maddesi hükmü uyarınca kanun yoluna başvurulmadan önce dörtte birlik indirim ile peşin ödenmesi halinde de yargı yoluna başvurulmak mümkündür. Zira peşin ödeme indiriminden yararlanmak yargı yoluna başvurma hakkını etkilemez.

 

  1. Dava Konusunda Yer Bakımından Yetkili Olan Mercii

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun yer bakımından yetki kuralları kabahatler açısından da geçerlidir (5326: Md. 6). Bu kapsamda idarî para cezalarına karşı itirazlarda yer bakımından yetkili mahkeme 5271 sayılı Kanuna göre belirlenir.

İdarî para cezasına itiraz davasına bakmak yetkisi, öncelikle yer bakımından suçun işlendiği yer mahkemesine aittir (5271: Md. 12). İş sağlığı ve güvenliğine ilişkin idarî yaptırım uygulanmasını gerektiren aykırılığın işlendiği yer, çoğu zaman işyeri adresidir; yaptırım kararı da işyerinin bağlı olduğu Çalışma ve İş Kurumu İl Müdürlüğünce uygulanmıştır.

Öte yandan iş sağlığı ve güvenliğine ilişkin kanuna aykırılığın işyeri dışında, araçlarda hatta yabancı ülkelerde işlenmiş olması da mümkündür. İş sağlığı ve güvenliğine ilişkin idarî yaptırım uygulanmasını gerektiren aykırılığın işlendiği yer belli değil ise, failin bulunduğu yer, bulunduğu yer bilinmiyor ise failin Türkiye’deki yerleşim (ikamet) adresi mahkemesi, Türkiye’de yerleşim yeri yoksa Türkiye’de en son adresinin bulunduğu yer mahkemesi idarî para cezasına itiraz konusunda özel yetkili olacaktır (5271: Md. 13). Bu belirtilen sıralamadaki usullerle de belirlenmesi olanağı yoksa bu takdirde, ilk usul işleminin yapıldığı yer mahkemesi yetkilidir (5271: Md. 13).

Keza yabancı ülkede işlenip Türkiye’de yaptırım uygulanması gereken hallerde failin bulunduğu yer, bulunduğu yer bilinmemekteyse varsa Türkiye’deki yerleşim yeri, yerleşim yeri yoksa en son adresi mahkemesi; deniz, hava veya demiryolu araçlarından veya bu taşıtlarla işlenen kabahatlerde ise bu araçların ilk ulaştıkları yer (liman, kapı vs.) idarî para cezasına itiraza bakmaya yer bakımında yetkili mahkemenin tespitinde sırasıyla bakılacak unsurlardır (5271: Md. 15).

 

  1. Dava Dilekçesi Hangi Mercie Verilmelidir?

İdarî para cezası şeklindeki yaptırım kararlarında karara karşı hangi mercie itiraz edilebileceği belirtilmektedir[26]. Yetkili itiraz merciinin ve itiraz süresinin açık bir şekilde belirtilmesi tebliğin bir parçasıdır ve zorunludur (5326: Md. 26). Zira mahkemeler ve idarî organlar, aldıkları kararlarda, eğer var ise kanun yollarının şeklini, süresini, merciini doğru bir şekilde göstermekle anayasal ve yasal olarak yükümlüdür; tebliğinde bu hususların noksanlığı veya usulsüzlüğü hallerinde idarî yaptırım kararı kesinleşmez ve infazı mümkün olmaz[27] (Anayasa: Md. 40/II).

Dava dilekçesinin idarî yaptırım kararında belirtilen yetkili sulh ceza mahkemesine verilmesi esastır.

Öte yandan başvurunun doğrudan sulh ceza mahkemesine yapılması gerektiğine, başvuru amacıyla başka bir mercie dilekçe vermenin caiz olmadığına dair bir hüküm mevzuatta bulunmamaktadır. Zira böylesi bir yorum yetkili mahkemenin bulunduğu yerden uzakta bulunan kişilerin hak arama özgürlüğünün kullanmasını zorlaştıran bir yorum olacaktır[28].

Bu çerçevede, dilekçenin yetkili sulh ceza mahkemesine verilmek üzere başvurunun yöneltildiği mercii dışındaki eş değer kabul edilebilecek merciler aracılığıyla (başka bir mahkeme, başsavcılık gibi yargı mercileri ile yurtdışında büyükelçilikler vb.) gönderilmesi halinde yapılan başvurular geçerli kabul edilmekte, dilekçenin bu mercie verildiği tarihin dava tarihi olarak kabulü ile başvurunun süresinde yapılıp yapılmadığının aracı kılınan mercie yapılan başvuru tarihine göre hesaplanması söz konusu olmaktadır[29].

 

  1. Dava Yoluna Başvurmak Hangi Sonuçları Doğurur?

Çalışma ve İş Kurumu İl Müdürlüğü’nce uygulanan idarî para cezasına karşı yetkili Sulh Ceza Mahkemesi’ne başvurmak idarî para cezasının kesinleşmesini engelleyecektir.

Öte yandan bu durumun cezanın takibini (yerine getirilmesini) durdurup durdurmayacağı Kabahatler Kanunu’nda açıkça belirtilmemiştir. Şöyle ki, Kabahatler Kanunu Genel Bütçeye irat kaydedilmesi gereken idarî para cezalarının tahsili için kesinleşme şartını aramış iken, bir sosyal güvenlik kurumu olan Çalışma ve İş Kurumu’nun kendi bütçesine gelir kaydedilecek olan idarî para cezalarının takibi için kesinleşmesinin gerekip gerekmediği konusunda sükût etmiştir (5326: Md. 17/IV). Bazı hukuki değerlendirmeler, sosyal güvenlik kurumlarınca uygulanan ancak itiraz yoluna başvurulması nedeniyle kesinleşmemiş kararın da, 6183 sayılı Kanun uyarınca yerine getirilmesinin ancak kesinleşmesi halinde mümkün olduğu görüşündedir.

Öte yandan Malîye Bakanlığı genel bütçeye gelir kaydedilmesi gerekmeyen ve süresinde ödenmeyen idarî para cezalarının takip ve tahsilinde idarî yaptırım kararlarının kesinleşme şartını aramayacağı görüşünü bildirir[30]. Kanaatimiz de bu doğrultuda idarî para cezasının takibinin durmayacağı yönündedir. Zira 4857 sayılı Kanun (Md. 108), 5510 sayılı Kanun (Md. 102/VI), 4447 sayılı Kanun (Md. 54), 5253 sayılı Kanun (Md. 33), 2872 sayılı Kanun (Md. 25), 4077 sayılı Kanun (Md. 26), 4817 sayılı Kanun (Md. 21), 4915 sayılı Kanun (Md. 30), 4054 sayılı Kanun (Md. 55), 4904 sayılı Kanun (Md. 20) gibi pek çok kanun itirazın idarece verilen idarî para cezası şeklindeki yaptırım kararının uygulanmasına engel teşkil etmeyeceğini düzenlemiştir. Her ne kadar bu tür hükümler kıyasen uygulanamaz olsa da, bu durum yargı yoluna başvurulmasının yerine getirmeye olan etkisi açısından yasa yapıcının genel muradını göstermesi açısından önemlidir.

Son olarak belirtmek gerekir ki; mücbir bir sebep nedeniyle idarî para cezasına karşı yargıya başvuru yolunun kullanılmadığı hallerde kanunun açıkça işaret ettiği üzere takip durmayacak, kesinleşecektir. Kesinleşen para cezasının takip ve tahsili (yerine getirilmesi) mümkün hale gelir. Ancak mahkeme kesinleşmiş olan idarî para cezasının tahsilini vereceği bir ara karar ile durdurabilecektir (5326: Md. 27).

 

  1. Dava Safahatının İşleyişi

İş sağlığı ve güvenliğine ilişkin olarak uygulanan idarî para cezasına karşı mahkemeye başvuru üzerine mahkemece yapılan ön inceleme sonucunda;

  1. a) Yetkili olmadığının anlaşılması halinde dosyanın yetkili sulh ceza mahkemesine gönderilmesine,
  2. b) Başvurunun süresi içinde yapılmadığının veya başvuranın başvurma hakkı bulunmadığının anlaşılması halinde, bu nedenlerle başvurunun reddine,
  3. c) Belirtilen bu nedenlerin bulunmaması halinde ise başvurunun usulden kabulüne,

karar verilir (5326: Md. 28).

Başvurunun usulden kabulü halinde mahkeme dilekçenin bir örneğini para cezası şeklindeki idarî yaptırımı uygulayan Çalışma ve İş Kurumu İl Müdürlüğü’ne tebliğ edecektir (5326: Md. 28).

İlgili Çalışma ve İş Kurumu İl Müdürlüğü, başvuru dilekçesinin tebliği tarihinden itibaren en geç on beş gün içinde mahkemeye cevap verir (5326: Md. 28). Başvuru konusu idarî yaptırıma ilişkin işlem dosyasının tamamının bir örneği, cevap dilekçesi ile birlikte mahkemeye verilecektir. Mahkeme, işlem dosyasının aslını da ilgili Çalışma ve İş Kurumu İl Müdürlüğü’nden isteyebilir. Cevap dilekçesi, idarî yaptırım kararına karşı başvuruda bulunan kişi sayısından bir nüsha fazla olarak verilir (5326: Md. 28).

Mahkeme, başvuruda bulunan kişilere cevap dilekçesinin bir örneğini tebliğ eder; talep üzerine veya re’sen tarafları çağırarak (duruşma düzenleyerek) belli bir gün ve saatte dinleyebilir. Dinleme için belirlenen günle tebligatın yapılacağı gün arasında en az bir haftalık zaman olmasına dikkat edilir. Dinleme sırasında taraflar veya avukatları hazır bulunur. Mazeretsiz olarak hazır bulunmama, yokluklarında karar verilmesine engel değildir (5271: Md. 195). Bu husus, tebligat yazısında açıkça belirtilir (5326: Md. 28).

Ceza Muhakemesi Kanunu’nun tanıklığa, bilirkişi incelemesine ve keşfe ilişkin hükümleri, burada açıkladığımız idarî para cezalarına karşı yapılacak başvurular ile ilgili olarak da uygulanacaktır (5326: Md. 28).

Dinlemede sırasıyla; hazır bulunan başvuru sahibi ve avukatı, Çalışma ve İş Kurumu’nun temsilcisi, varsa tanıklar dinlenir, bilirkişi raporu okunur, diğer deliller ortaya konulur (5326: Md. 28).

İdarî para cezası uygulanmasına gerekçe tutulan kabahatin niteliği ve kapsamının incelenmesi hâkimlik mesleğinden ayrı olarak uzmanlığı ve teknik bilgiyi gerektirebilmektedir. Bu şekilde, çözümü uzmanlığı, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına re’sen, katılanın, vekilinin, davacının, müdafiinin veya kanunî temsilcinin istemi üzerine karar verilebilmektedir (5271: Md. 63). Şu kadar ki, hâkimlik mesleğinin gerektirdiği genel ve hukukî bilgi ile çözülmesi olanaklı konularda bilirkişi dinlenemeyecektir (5271: Md. 63).

Bilirkişi atanması ve gerekçe gösterilerek sayısının birden çok olarak saptanması keyfiyeti hâkim veya mahkemeye aittir (5271: Md. 63). Eğer alınan bilirkişi raporu dava konusu olayı çözümlemeye yeterli olmaz ise, yine ayni usulle, tekrardan bilirkişi incelemesine başvurulması mümkündür.

Mahkeme, ilgilileri dinledikten ve bütün delilleri ortaya koyduktan sonra aleyhinde idarî yaptırım kararı verilen ve hazır bulunan tarafa son sözünü sorar. Son söz hakkı, aleyhinde idarî yaptırım kararı verilen tarafın kanunî temsilcisi veya avukatı tarafından da kullanılabilir. Mahkeme son kararını hazır bulunan tarafların huzurunda açıklar (5326: Md. 28).

Mahkeme, son karar olarak idarî yaptırım kararının;

  1. a) Hukuka uygun olması nedeniyle, “başvurunun reddine”,
  2. b) Hukuka aykırı olması nedeniyle, “idarî yaptırım kararının kaldırılmasına”,

karar verecektir (5326: Md. 28). Ancak, belirtmek gerekir ki, hiçbir şekilde mahkeme kendini idarenin yerine koyarak ilamında yeni bir idarî para cezası ihdas edemez, verilmiş idarî para cezasını daha düşük ya da yüksek tutarlı bir başka idarî para cezasına tebdil edemez[31].

 

  • İDARÎ PARA CEZASINA KARŞI AÇILAN DAVANIN KAZANILMASININ SONUÇLARI VE FAİZ İŞLEYİŞİNİN BAŞLANGICI SORUNU

Ödenmiş veya cebri icra yoluyla tahsil edilmiş bulunan idarî para cezasının yersiz olarak uygulandığının kesinleşmiş mahkeme ilamı ile ispatlanması durumunda daha evvel ödenen idarî para cezası tutarı faizi ile birlikte geri iade alınabilecektir. Yargıtay, idarenin geri ödeme yükümlülüğünü, Türk Borçlar Kanunu’ndaki, borçlu olmamasına karşın rızasıyla ödeyen kimsenin yanlışlığa düştüğünü ispat etmesi takdirde ödediği şeyi geriye isteyebilmesi ilkesine[32] dayandırmaktadır[33].

Sulh Ceza Mahkemesi’ne yapılan itiraz sonucunda mahkemece daha önce uygulanmış bulunan idarî para cezasının hukuksuz olduğuna ve idarî yaptırım kararının kaldırılmasına karar verilmesi ve bu kararın kesinleşmesi halinde daha evvel tahsil edilmiş olan bedel aynen iade edileceği gibi kararın kesinleşme tarihinden sonrası için olmak üzere işlemiş temerrüt faiz alacağı da iade edilecektir. Altını çizmek gerekir ki; faiz, para cezasının ödeme (tahsil) tarihinden itibaren değil, idarî para cezasının haksız olduğunun kesinleşmiş mahkeme kararı ile tespit edildiği tarihten itibaren işleyecektir.

Yargıtay’ın içtihatlarında; gecikme faizinin para borcunu ödemekte temerrüde düşen borçlunun gecikme süresi için alacaklıya ödemesi gereken faiz olduğunu, borçlunun temerrüde düştüğü andan itibaren gecikme faizi işlemeye başlayacağını, borçlunun mütemerrit sayıldığı andan itibaren ödemeyerek elinde tuttuğu paranın faiz gelirinden dolayı sebepsiz zenginleştiğinden söz edilebileceği, Sulh Ceza Mahkemesi’nin idarî para cezasının kaldırılmasına dair kararının kesinleşmesi tarihinin borcun muaccel hale geldiği tarih olacağını, bu tarihin aynı zamanda borçlar hukuku anlamında temerrüt tarihi olarak kabul edilerek kesinleşme tarihinden itibaren faiz işletilmesinin gerekeceğini belirttiği görülür[34].

Bu çerçevede, daha önce tahsil edilmiş bulunan idarî para cezasına ait gecikme faizi idarî para cezasının kaldırılmasına dair kararın kesinleşme tarihinden sonraki süre için 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun hükümlerine göre hesap edilerek alacaklı davacıya ödenecektir (3095 sayılı Kanun). Gerek anapara gerekse de faizi ödeyecek olan makam, daha önce tahsil edilen tutarları kendi bütçesine gelir kaydetmiş olan Çalışma ve İş Kurumu’nun cezayı uygulayan ilgili İl Müdürlüğü’dür[35].

 

  • İDARÎ PARA CEZASINA DAİR MAHKEME KARARINA BİR ÜST MAHKEMEDE İTİRAZ
    1. İdarî Para Cezasına Dair Mahkeme Kararına İtirazın Niteliği

Kabahatler Kanunu Sulh Ceza Mahkemelerinin idarî para cezalarına karşı açılan davalarda verdiği kararlara itirazın nasıl yapılacağını da düzenlemiştir[36]. Buna göre, mahkemenin verdiği son karara karşı, Ceza Muhakemesi Kanununa göre itiraz edilebilecektir.

Şu kadar ki, üçbin Türk Lirasına kadar (üçbin Türk Lirası dâhil) idarî para cezalarına karşı başvuru üzerine verilen kararlar kesindir, başka bir deyişle kanun yolları tüketilmiş demektir (5326: Md. 28).

Bu şekilde kesinleşen mahkeme veya hâkim kararlarına karşı Anayasa yargısının kullanılabileceğini hatırlatmak gerekir[37]. Herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilme hakkına sahiptir (Anayasa: Md. 148/III).

Sulh ceza mahkemesi hâkimince üçbin Türk Lirası üzerindeki idarî para cezaları ile ilgili olarak ise, verilen kararlara karşı ise bir üst mahkemeye başvurmak mümkündür, yargı yolu henüz tükenmemiştir (5271: Md. 260).

Keza Asliye ceza mahkemesinde bulunan Cumhuriyet savcıları, yargı çevresindeki sulh ceza mahkemelerinin kararlarına karşı (sanık lehine veya aleyhine) yargı yoluna başvurabilecektir (5271: Md. 260/II).

 

  1. İdarî Para Cezasına Dair Sulh Ceza Hâkiminin Kararına İtiraz Hakkının Kullanılması

İtiraz hakkı, kararın ilgili kişiye tebliği tarihten itibaren en geç yedi gün içinde kullanılmalıdır (5326: Md. 29).

İtiraz, kararı veren mercie verilecek bir dilekçe veya tutanağa geçirilmek koşulu ile zabıt kâtibine beyanda bulunmak suretiyle yapılabilir (5271: Md. 268). Tutanakla tespit edilen beyanı ve imzayı mahkeme başkanı veya hâkim onaylar (5271: Md. 268).

Kararına itiraz edilen hâkim veya mahkeme, itirazı yerinde görürse kararını düzeltir; yerinde görmezse en çok üç gün içinde, itirazı incelemeye yetkili olan mercie gönderir (5271: Md. 268).

İtiraz incelemesi konusunda yetki,

  1. a) Sulh ceza hâkiminin kararlarına yapılan itirazlarda, yargı çevresinde bulundukları asliye ceza mahkemesi hâkimi;
  2. b) Sulh ceza işleri, asliye ceza hâkimi tarafından görülüyorsa bu kez ağır ceza işlerini gören mahkeme başkanı,

tarafından kullanılır[38] (5271: Md. 268/III-(a)-(b)).

İdarî para cezalarına ilişkin verilen hâkim veya mahkeme kararlarına karşı itiraz yoluna gitmek harca tabi değildir[39].

 

  1. Mahkeme Kararına İtiraz Etmenin Sonuçları

Yetkili Sulh Ceza Mahkemesi’nin idarî para cezasına ilişkin olarak vereceği karara karşı kanun yolunu kullanarak itiraz, kararın yerine getirilmesinin geri bırakılması sonucunu doğurmaz (5271: Md. 269). Başka bir deyişle itiraz edilmiş olsa dahi, idarî para cezasının 6183 sayılı Kanun hükümleri uyarınca tahsil ve takiple sorumlu dairelerce takibi ve cebren tahsili yoluna gidilebilmesi mümkündür.

Şu kadar ki, kararına itiraz edilen makam veya kararı inceleyecek mahkeme, idarî para cezasının yerine getirilmesini geri bırakılmasına karar verebilme yetkisine sahiptir (5271: Md. 269).

 

  1. İtirazın İncelenme Usulleri

İtirazla ilgili karar, dosya üzerinden inceleme yapılarak, duruşma yapılmaksızın verilir (5326: Md. 29; 5271: Md. 271).

Mahkeme, yapacağı inceleme sonucunda itirazı yerinde görür ise “itirazın kabulüne”; yerinde görmez ise “itirazın reddine” karar verir (5326: Md. 29)[40]. Her bir itiraz konusu ile ilgili karar verilecektir. Ceza Muhakemesi Kanunu, kararın en kısa sürede verilmesini emretmiştir (5271: Md. 271).

Mahkemenin verdiği karar taraflara tebliğ edilir. Vekil olarak avukatla temsil edilme halinde ayrıca taraflara tebligat yapılmaz (5326: Md. 29).

6331 sayılı Kanunun uygulanması yönünden verilen idarî para cezalarına karşı verilmiş bulunan Sulh Ceza Mahkemesi kararlarına itirazı inceleme yetkili merci tarafından verilecek kararlar kesindir (5271: Md. 271/IV). İtiraz yolunun reddedilmesi adli yargı yollarının tükendiği anlamını taşıyacaktır, zira Kabahatler Kanunu’na özgü kanun yolları başvuru ve itirazdan ibarettir; bu Kanunda temyiz veya istinaf hakkı düzenlenmemiştir[41] [42]. Keza idarî para cezalarının sulh ceza mahkemesinde görülebilecek uyuşmazlıklardan olmadığı gerekçesi ile mahkemece verilecek görevsizlik kararlarının da temyiz veya istinaf yoluna tabi olmadığı, oturmuş bir özel daire içtihadıdır[43]. Ayni doğrultuda olmak üzere, Yargıtay özel dairesi ve Ceza Genel Kurulu başvuru ve itirazın usulünce tüketilmesi halinde olağanüstü yasa yolu olan kanun yararına bozma yoluna da gidilemeyeceği kanaatindedir[44] [45].

Bu çerçevede idarî para cezasına karşı sulh hukuk hâkimi veya mahkemesince verilen kararlara karşı itiraz yolunun sonrasında kanun yolları tüketilmiş olacağından, bu aşamada yine yalnızca hak ihlali iddiası ile Anayasa yargısına başvurma yolunun açık olduğunun altını tekrardan çizmek gerekir (Anayasa: Md. 148/III). Herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilme hakkına sahiptir (Anayasa: Md. 148/III).

 

  1. Mahkeme Safahatında Vazgeçme ve Kabul Hakkı Nasıl Kullanılması

İş sağlığı ve güvenliğine ilişkin olarak uygulanacak idarî para cezalarına karşı kanun yoluna başvuran kişi, nihai karar verilinceye kadar başvurusundan vazgeçebilme hakkına sahiptir (5326: Md. 30). Bu durum hem Sulh Ceza Mahkemesi’ndeki süreçte hem de kanun yolunu kullanarak yapılan itiraz sürecinde böyledir.

Vazgeçme halinde bir daha aynı idarî para cezası konusunda başvuruda bulunulamayacaktır (5326: Md. 30). Başka bir deyişle yargı yolu tükenecektir.

Benzer bir şekilde, ilgili kamu kurum ve kuruluşu da mahkeme tarafından karar verilinceye kadar yargı yoluna başvuranın iddialarını kabul ederek idarî yaptırım kararını geri alabilecektir (5326: Md. 30).

İdarenin para cezası şeklindeki yaptırım kararını yargı sürecinde geriye alması halinde mahkeme “kabul”, kanun yoluna giden kişinin bu hakkından vazgeçmesi halinde ise “ret” kararı verecektir.[46]

 

  • SONUÇ

6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu 30.06.2012 tarihinde Resmi Gazetede yayımlanarak çeşitli hükümleri ve çeşitli işyerleri açısından aşamalı olarak yürürlüğe girmeye başlamış bulunmaktadır. İş sağlığı ve güvenliğinin uygulanması yönünden işverenler, işveren vekilleri ve ilgili taraflara çeşitli yükümlülükler getiren 6331 sayılı Kanun, hükümlerinin yerine getirilmemesi halinde 26 ncı Maddesi uyarınca ilgililere idari para cezalarının uygulanmasını düzenlemiştir.

6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’na göre uygulanan idarî para cezaları mevzuatımızda yer alan cezalar içerisinde en ağır maktu ceza gruplarından birini oluşturmaktadır. Bu cezalar Kanunda maktu olarak belirtilmiş olsalar da, 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 17 nci maddesinin yedinci fıkrası hükmü nedeniyle, her takvim yılı başında Malîye Bakanlığı’nca belirlenen yeniden değerleme oranında arttırılmakta, böylece reel değerlendirinin ve caydırıcılıklarının korunması sağlanmaktadır.

6331 sayılı Kanun uyarınca verilmiş bulunan idarî para cezalarının uygulanma, tahakkuk, itiraz, takip ve tahsilinde genel hükümler uygulanmakta; başka bir deyişle 5326 sayılı Kabahatler Kanunu hükümleri ile 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümleri geçerli olmaktadır.

Mevzuatımızda 6331 sayılı Kanun uyarınca Çalışma ve İş Kurumu İl Müdürlüğü tarafından uygulanan idarî para cezalarına karşı bu cezayı uygulayan Çalışma ve İş Kurumu’na itirazda bulunma usulü bulunmamaktadır. 6331 sayılı Kanun gereğince uygulanacak idarî para cezalarına karşı yargısal itiraz ise Sulh Ceza Mahkemelerinde görülmektedir. İş sağlığı ve güvenliği yönünden uygulanacak idarî para cezalarına karşı yargısal müracaat, bizzat, kanunî temsilci veya avukat tarafından sulh ceza mahkemesine iki nüsha olarak verilecek bir dilekçe ile yapılacak, hasım olarak idarî yaptırımı uygulayan Çalışma ve İş Kurumu’nu gösterilecektir. Çalışma ve İş Kurumu İl Müdürlüğü’nce uygulanan idarî para cezasına karşı yetkili Sulh Ceza Mahkemesi’ne başvurmak idarî para cezasının kesinleşmesini engelleyecektir.

Sulh Ceza Mahkemeleri bu kapsamdaki davaları “Değişik İş” dosyası şeklinde takip eder. İş sağlığı ve güvenliğine ilişkin olarak uygulanan idarî para cezasına karşı mahkemeye başvuru üzerine mahkemece yapılan ön inceleme sonucunda; a) Yetkili olmadığının anlaşılması halinde dosyanın yetkili sulh ceza mahkemesine gönderilmesine, b) Başvurunun süresi içinde yapılmadığının veya başvuranın başvurma hakkı bulunmadığının anlaşılması halinde, bu nedenlerle başvurunun reddine, c) Belirtilen bu nedenlerin bulunmaması halinde ise başvurunun usulden kabulüne, karar verilecektir. Mahkeme, yapacağı inceleme sonucunda nihai karar olarak idarî yaptırım kararının; a) Hukuka uygun olması nedeniyle, “başvurunun reddine”, b) Hukuka aykırı olması nedeniyle, “idarî yaptırım kararının kaldırılmasına”, karar verecektir. Ancak, hiçbir şekilde mahkeme kendini idarenin yerine koyarak ilamında yeni bir idarî para cezası ihdas edemez, verilmiş idarî para cezasını daha düşük ya da yüksek tutarlı bir başka idarî para cezasına tebdil edemez.

6331 sayılı Kanun uyarınca verilmiş bulunan idarî para cezaları ile ilgili olarak Sulh Ceza Mahkemesi’nce üçbin Türk Lirasına kadar (üçbin Türk Lirası dâhil) idarî para cezalarına karşı başvuru üzerine verilen kararlar kesindir, başka bir deyişle kanun yolları tüketilmiş demektir. Bu şekilde kesinleşen mahkeme veya hakim kararlarına karşı ancak hakların ihlali iddiası ile Anayasa yargısının kullanılabilir, bunun dışında hukuk yolları tüketilmiştir.

Sulh ceza mahkemesi hâkimince üçbin Türk Lirası üzerindeki idarî para cezaları ile ilgili olarak ise, verilen kararlara karşı ise bir üst mahkemeye başvurmak mümkündür, yargı yolu henüz tükenmemiştir. İtiraz hakkı, kararın ilgili kişiye tebliği tarihten itibaren en geç yedi gün içinde kullanılmalıdır. İtiraz incelemesi konusunda yetki, a) Sulh ceza hâkiminin kararlarına yapılan itirazlarda, yargı çevresinde bulundukları asliye ceza mahkemesi hâkimi; b) Sulh ceza işleri, asliye ceza hâkimi tarafından görülüyorsa bu kez ağır ceza işlerini gören mahkeme başkanı, tarafından kullanılır.

Bu itiraz sonrasında, yapılan inceleme sonucunda itiraz yerinde görülür ise “itirazın kabulüne”; yerinde görülmez ise “itirazın reddine” karar verilir. 6331 sayılı Kanunun uygulanması yönünden verilen idarî para cezalarına karşı verilmiş bulunan Sulh Ceza Mahkemesi kararlarına itirazı inceleme yetkili merci tarafından verilecek kararlar kesindir. Bu durum yukarıda belirtilen usulle Anayasa Mahkemesi’ne hakların ihlal edildiği iddiası ile başvuru hakkı dışında yargı yollarının tükendiği anlamını taşıyacaktır.

 

 

KAYNAKÇA:

AKINBİNGÖL, Kemal (2004) “İş Kanunu’nda İdari Para Cezası Uygulaması ve Cezaya İtiraz Usulü”, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, Sayı:52.

AKYİĞİT, Ercan (2011) “İş Yasasındaki İdari Para Cezalarında Görevli Yargı Yeriyle İlgili Yargıtay Kararı Üzerine”, Çimento Endüstrisi İşverenleri Sendikası Dergisi, Ocak 2011, ss.38-52.

Anayasa Mahkemesi (2013) 02.10.2013 tarihli 2013/1718 Başvuru Numaralı ilam, Resmî Gazete: Ankara, Tarih: 01.11.2013, Sayı: 28808.

AYDIN, Devrim (2006) “Ceza Muhakemesi Kanunu’nda İtiraz”, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, Sayı: 65.

AYİM (2004) 16.06.2004 tarihli 2003/257 Esas ve 2004/249 Karar sayılı ilam, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi 2. Dairesi: Ankara.

Başbakanlık (03.04.2012) İş Sağlığı ve Güvenliği Kanun Tasarısı, Başbakanlık Kanunlar ve Kararlar Genel Müdürlüğü, Sayı: 101-434/1613, http://www2.tbmm.gov.tr/d24/1/1-0605.pdf (Erişim tarihi: 03.01.2014).

BİLGİLİ, Özkan (2012) “İş Kanunları Uyarınca İdari Cezaları Kim Uygular ve Sonuçları Nelerdir?”, Yaklaşım Dergisi, Sayı: 237, Eylül 2012.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı (2007) 5604 sayılı Mali Tatil İhdas Edilmesi Hakkında Kanunun 2 nci Maddesinin Uygulanmasına İlişkin Tebliğ, Resmî Gazete: Ankara, Tarih: 30.06.2007, Sayı: 26568.

EEC (1989) Directive 89/391/EEC, Occupational Safety and Health “Framework Directive of 12 June 1989 on the introduction of measures to encourage improvements in the safety and health of workers at work (İşçilerin çalışırken sağlık ve güvenliğindeki gelişmelerin teşvikine ilişkin tedbirlerin alınmasına dair 12.06.1989 tarih ve 89/391/EEC sayılı Konsey Direktifi).

ESEN, Bünyamin (2015a) “6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu Gereği Verilen İdari Para Cezalarına İtiraz ve Bu Cezaların Kesinleşmesi”, Yaklaşım Dergisi, Sayı: 265, Ocak 2015.

ESEN, Bünyamin (2015b) “İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu Gereğince Verilen İşin Durdurulması Kararına Yargısal İtiraz”, Terazi Hukuk Dergisi, Cilt: 10, Sayı: 102, ss. 56-59.

Malîye Bakanlığı (2007a) Mali Tatil Uygulaması Hakkında Genel Tebliğ (Sıra No: 1), Resmî Gazete, Ankara, Tarih:30.06.2007, Sayı: 26568.

Malîye Bakanlığı (2007b) Tahsilat Genel Tebliği (Seri No: 442), Resmî Gazete, Ankara, Tarih: 12.05.2007, Sayı: 26520.

OĞUZMAN, M. Kemal ve ÖZ, M. Turgut (2005) Türk Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Gözden geçirilmiş ve genişletilmiş 4. Bası, Filiz Kitabevi: İstanbul.

ÖZTÜRK, Tuba (2011) İş Hukukunda Mücbir Sebep, Yayınlanmamış yüksek lisans tezi, Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü.

REİSOĞLU, Safa (2010) Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Güncelleştirilmiş ve genişletilmiş 21. Bası, İstanbul.

T.C. Yasalar (1924) 394 sayılı Hafta Tatili Hakkında Kanun, Resmî Gazete: Ankara, Tarih: 21.01.1924, Sayı: 54.

T.C. Yasalar (1926) mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu, Resmî Gazete: Ankara, Tarih: 29.04.1926, Sayı: 359.

T.C. Yasalar (1953) 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun, Resmî Gazete: Ankara, Tarih: 28.07.1953, Sayı: 8469.

T.C. Yasalar (1965) 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu, Resmî Gazete: Ankara, Tarih: 23.07.1965, Sayı: 12056.

T.C. Yasalar (1981) 2429 sayılı Ulusal Bayram ve Genel Tatiller Hakkında Kanun, Resmî Gazete: Ankara, Tarih: 19.03.1981, Sayı: 17284.

T.C. Yasalar (1982) 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası Hakkında Kanun, Resmî Gazete: Ankara, Tarih: 20.10.1982, Sayı: 17844.

T.C. Yasalar (1983) 2872 sayılı Çevre Kanunu, Resmî Gazete: Ankara Tarih: 11.08.1983, Sayı: 18132.

T.C. Yasalar (1984) Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin 3095 sayılı Kanun, Resmî Gazete: Ankara, Tarih: 19.12.1984, Sayı: 18610.

T.C. Yasalar (1994) 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun, Resmî Gazete: Ankara, Tarih: 13.12.1994, Sayı: 22140.

T.C. Yasalar (1995) 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun, Resmî Gazete: Ankara, Tarih: 08.03.1995, Sayı: 22221.

T.C. Yasalar (1999) 4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanunu, Resmî Gazete: Ankara, Tarih: 08.09.1999, Sayı: 23810.

T.C. Yasalar (2003a) 4857 sayılı İş Kanunu, Resmî Gazete: Ankara, Tarih: 10.06.2003, Sayı: 25134.

T.C. Yasalar (2003b) 4904 sayılı Türkiye İş Kurumu Kanunu, Resmî Gazete, Tarih: 05.07.2003, Sayı: 25159.

T.C. Yasalar (2003c) 4817 sayılı Yabancıların Çalışma İzinleri Hakkında Kanun, Resmî Gazete, Tarih: 06.03.2003, Sayı: 25040.

T.C. Yasalar (2003ç) 4915 sayılı Kara Avcılığı Kanunu, Resmî Gazete, Tarih: 11.07.2003, Sayı: 25165.

T.C. Yasalar (2004a) 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu, Resmî Gazete: Ankara, Tarih: 17.12.2004, Sayı: 25673.

T.C. Yasalar (2004b) 5253 sayılı Dernekler Kanunu, Resmî Gazete: Ankara, Tarih: 23.11.2004, Sayı: 25649.

T.C. Yasalar (2005) 5326 sayılı Kabahatler Kanunu, Resmî Gazete: Ankara, Tarih: 31.03.2005, Sayı: 25772.

T.C. Yasalar (2006) 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu, Ankara: Resmi Gazete, Tarih: 16.06.2006, Sayı: 26200.

T.C. Yasalar (2007) 5604 sayılı Malî Tatil İhdas Edilmesi Hakkında Kanun, Resmî Gazete: Ankara, Tarih: 28.03.2007, Sayı: 26476.

T.C. Yasalar (2008) İş Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında 5763 sayılı Kanun, Resmî Gazete: Ankara, Tarih: 26.05.2008, Sayı: 26887.

T.C. Yasalar (2011a), 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu, Resmî Gazete: Ankara, Tarih: 04.02.2011, Sayı: 27836.

T.C. Yasalar (2011b), 6217 sayılı Yargı Hizmetlerinin Hızlandırılması Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun, Resmî Gazete: Ankara, Tarih: 14.04.2011, Sayı: 27905.

T.C. Yasalar (2012) 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu, Ankara: Resmi Gazete, Tarih: 30.06.2012, Sayı: 28339.

UĞUR, Hüsamettin (2010) “Yüksek Mahkeme Kararları Işığında Kabahatler Kanunu’na Göre Kanun Yolları (Başvuru ve İtiraz)”, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, Sayı: 89, ss. 405-438.

Uyuşmazlık Mahkemesi (2010a) 01.02.2010 tarihli 2009/290 Esas ve 2010/30 Karar sayılı ilam, Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü: Ankara.

Uyuşmazlık Mahkemesi (2010b) 01.03.2010 tarihli 2009/109 Esas ve 2010/46 Karar sayılı ilam, Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü: Ankara.

Uyuşmazlık Mahkemesi (2011a) 04.04.2011 tarihli 2010/317 Esas ve 2011/65 Karar sayılı ilam, Uyuşmazlık Mahkemesi, Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü: Ankara.

Uyuşmazlık Mahkemesi (2011b) 07.02.2011 tarihli 2010/227 Esas ve 2011/26 Karar sayılı ilam, Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü: Ankara.

Uyuşmazlık Mahkemesi (2013a) 11.11.2013 tarihli 2013/1440 Esas ve 2013/1627 Karar sayılı ilam, Resmî Gazete: Ankara, Tarih: 21.12.2013, Sayı: 28858 Mükerrer.

Uyuşmazlık Mahkemesi (2013b) 04.06.2013 tarihli 2012/426 Esas ve 2013/867 Karar sayılı ilam, Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü: Ankara.

YALÇIN, İsmail (2007) Tüm Yönleriyle Kabahatler Hukuku, Seçkin Yayıncılık: Ankara.

Yargıtay (1965) 07.12.1966 tarihli 1965/844 Esas ve 966/313 Karar sayılı ilam, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu: Ankara.

Yargıtay (1975) 05.06.1975 tarihli 1975/787 Esas ve 1975/2913 Karar sayılı ilam, Yargıtay 15. Hukuk Dairesi: Ankara.

Yargıtay (1994) 12.10.1994 tarihli 1994/15-265 Esas ve1994/600 Karar sayılı ilam, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu: Ankara.

Yargıtay (2007) 29.01.2007 tarihli 2006/8299 Esas ve 2007/278 Karar sayılı ilam, Yargıtay 7. Ceza Dairesi: Ankara.

Yargıtay (2008) 06.02.2008 tarihli 2007/17176 Esas ve 2008/1817 Karar sayılı ilam, Yargıtay 2. Ceza Dairesi: Ankara.

Yargıtay (2009a) 18.03.2009 tarihli 207/11343 Esas ve 2009/3150 Karar sayılı ilam, Yargıtay 7. Ceza Dairesi: Ankara.

Yargıtay (2009b) 25.06.2009 tarihli 2007/9268 Esas ve 2009/7590 Karar sayılı ilam, Yargıtay 7. Ceza Dairesi: Ankara.

Yargıtay (2009c) 27.10.2009 tarihli 2009/7-206 Esas ve 2009/250 Karar sayılı ilam, Yargıtay Ceza Genel Kurulu: Ankara.

Yargıtay (2009ç) 09.06.2009 tarihli 2009/7-112 Esas ve 2009/157 Karar sayılı ilam, Yargıtay Ceza Genel Kurulu: Ankara.

Yargıtay (2009d) 09.06.2009 tarihli 2009/7-119 Esas ve 2009/158 Karar sayılı ilam, Yargıtay Ceza Genel Kurulu: Ankara.

Yargıtay (2009e) 16.11.2009 tarihli 2008/6338 Esas ve 2009/6338 Karar sayılı ilam, Yargıtay 9. Ceza Dairesi: Ankara.

Yargıtay (2009f) 11.11.2009 tarihli 2009/17421 Esas ve 2009/15412 Karar sayılı ilam, Yargıtay 7. Ceza Dairesi: Ankara.

Yargıtay (2010a) 01.02.2010 tarihli 2008/6272 Esas ve 2010/1251 Karar sayılı ilam, Yargıtay 9. Ceza Dairesi: Ankara.

Yargıtay (2010b) 23.03.2010 tarihli 2010/7-33 Esas ve 2010/58 Karar sayılı ilam, Yargıtay Ceza Genel Kurulu: Ankara.

Yargıtay (2011) 05.10.2011 tarihli 2008/12111 Esas ve 2011/16849 Karar sayılı ilam, Yargıtay 7. Ceza Dairesi: Ankara.

Yargıtay (2012a) 05.06.2012 tarihli 2010/18221 Esas ve 2012/19630 Karar sayılı ilam, Yargıtay 9. Hukuk Dairesi: Ankara.

Yargıtay (2012b) 28.05.2012 tarihli 2012/8095 Esas ve 2012/13504 Karar sayılı ilam, Yargıtay 3. Hukuk Dairesi: Ankara.

Yargıtay (2012c) 17.04.2012 tarihli 2012/6461 Esas ve 2012/10279 Karar sayılı ilam, Yargıtay 3. Hukuk Dairesi: Ankara.

Yargıtay (2012ç) 17.04.2012 tarihli 2012/5870 Esas ve 2012/10228 Karar sayılı ilam, Yargıtay 3. Hukuk Dairesi: Ankara.

Yargıtay (2013a) 30.05.2013 tarihli 2013/7513 Esas ve 2013/11896 Karar sayılı ilam, Yargıtay 7. Ceza Dairesi: Ankara.

Yargıtay (2013b) 03.07.2013 tarihli 2013/9941 Esas ve 2013/15654 Karar sayılı ilam, Yargıtay 7. Ceza Dairesi: Ankara.

[1] EEC (1989) Directive 89/391/EEC, Occupational Safety and Health “Framework Directive of 12 June 1989 on the introduction of measures to encourage improvements in the safety and health of workers at work (İşçilerin çalışırken sağlık ve güvenliğindeki gelişmelerin teşvikine ilişkin tedbirlerin alınmasına dair 12.06.1989 tarih ve 89/391/EEC sayılı Konsey Direktifi).

[2] Başbakanlık (03.04.2012) İş Sağlığı ve Güvenliği Kanun Tasarısı, Başbakanlık Kanunlar ve Kararlar Genel Müdürlüğü, Sayı: 101-434/1613, http://www2.tbmm.gov.tr/d24/1/1-0605.pdf (Erişim tarihi: 03.01.2014).

[3] Konunun ayrıntılı bir analizi içi bakınız: Bünyamin, ESEN (2015a) “6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu Gereği Verilen İdari Para Cezalarına İtiraz ve Bu Cezaların Kesinleşmesi”, Yaklaşım Dergisi, Sayı: 265, Ocak 2015. Ayrıca spesifik bir idari yaptırım türü olan işin durdurulması kararına yargısal itiraz usullerinin ayrıntılı bir analizi için bkz.: Bünyamin, ESEN (2015b) “İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu Gereğince Verilen İşin Durdurulması Kararına Yargısal İtiraz”, Terazi Hukuk Dergisi, Cilt: 10, Sayı: 102, ss. 56-59.

[4] T.C. Yasalar (2005) 5326 sayılı Kabahatler Kanunu, Resmî Gazete: Ankara, Tarih: 31.03.2005, Sayı: 25772.

[5] İsmail, YALÇIN (2007) Tüm Yönleriyle Kabahatler Hukuku, Seçkin Yayıncılık: Ankara, s. 139.

[6] T.C. Yasalar (1982) 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası Hakkında Kanun, Resmî Gazete: Ankara, Tarih: 20.10.1982, Sayı: 17844.

[7] Bkz: AYİM (2004) 16.06.2004 tarihli 2003/257 Esas ve 2004/249 Karar sayılı ilam, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi 2. Dairesi: Ankara.

[8] T.C. Yasalar (2012) 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu, Ankara: Resmi Gazete, Tarih: 30.06.2012, Sayı: 28339.

[9] T.C. Yasalar (2003a) 4857 sayılı İş Kanunu, Resmî Gazete: Ankara, Tarih: 10.06.2003, Sayı: 25134.

[10] 6331 sayılı Kanun’un uygulanmasına dair idarî para cezalarının işyerinin bulunduğu yerin Çalışma ve İş Kurumu İl Müdürü’nce gerekçesi belirtilerek uygulanmaktadır (6331: Md. 26).

[11] Özkan, BİLGİLİ (2012) “İş Kanunları Uyarınca İdari Cezaları Kim Uygular ve Sonuçları Nelerdir?”, Yaklaşım Dergisi, Sayı: 237, Eylül 2012.

[12] T.C. Yasalar (2006) 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu, Ankara: Resmi Gazete, Tarih: 16.06.2006, Sayı: 26200.

[13] Hüsamettin, UĞUR (2010) “Yüksek Mahkeme Kararları Işığında Kabahatler Kanunu’na Göre Kanun Yolları (Başvuru ve İtiraz)”, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, Sayı: 89, ss. 435-437.

[14] Bünyamin, ESEN (2015a) “6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu Gereği Verilen İdari Para Cezalarına İtiraz ve Bu Cezaların Kesinleşmesi”, Yaklaşım Dergisi, Sayı: 265, Ocak 2015.

[15] Uyuşmazlık Mahkemesi (2013a) 11.11.2013 tarihli 2013/1440 Esas ve 2013/1627 Karar sayılı ilam, Resmî Gazete: Ankara, Tarih: 21.12.2013, Sayı: 28858 Mükerrer. Ayrıca konu ile ilgili bkz.: Uyuşmazlık Mahkemesi (2010a) 01.02.2010 tarihli 2009/290 Esas ve 2010/30 Karar sayılı ilam, Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü: Ankara; Uyuşmazlık Mahkemesi (2010b) 01.03.2010 tarihli 2009/109 Esas ve 2010/46 Karar sayılı ilam, Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü: Ankara; Uyuşmazlık Mahkemesi (2011a) 04.04.2011 tarihli 2010/317 Esas ve 2011/65 Karar sayılı ilam, Uyuşmazlık Mahkemesi, Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü: Ankara; Uyuşmazlık Mahkemesi (2013b) 04.06.2013 tarihli 2012/426 Esas ve 2013/867 Karar sayılı ilam, Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü: Ankara.

[16] Yargıtay (2012a) 05.06.2012 tarihli 2010/18221 Esas ve 2012/19630 Karar sayılı ilam, Yargıtay 9. Hukuk Dairesi: Ankara.

[17] 4857 sayılı İş Kanunu uyarınca verilen idarî para cezalarına karşı itiraz yeri anılan Kanun’un 108 inci maddesi uyarınca idare mahkemeleri iken bu hüküm 26.05.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5763 sayılı Kanun’un 10 uncu maddesiyle yapılan değişiklik sonrasında kaldırılmış ve genel hükümler uyarınca Kabahatler Kanunu hükümlerinin uygulanmasına başlanılmıştır (5763: Md. 10; ayrıca bu konuda ayrıntılı bir analiz için bakınız: Ercan, AKYİĞİT (2011) “İş Yasasındaki İdari Para Cezalarında Görevli Yargı Yeriyle İlgili Yargıtay Kararı Üzerine”, Çimento Endüstrisi İşverenleri Sendikası Dergisi, Ocak 2011, ss.38-52.).

[18] Ayrıca bkz.: Uyuşmazlık Mahkemesi (2011b) 07.02.2011 tarihli 2010/227 Esas ve 2011/26 Karar sayılı ilam, Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü: Ankara.

[19] Safa, REİSOĞLU (2010) Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Güncelleştirilmiş ve genişletilmiş 21. Bası, İstanbul, s. 345; M. Kemal, OĞUZMAN ve M. Turgut, ÖZ (2005) Türk Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Gözden geçirilmiş ve genişletilmiş 4. Bası, Filiz Kitabevi: İstanbul, s. 357.

[20] Yargıtay (1994) 12.10.1994 tarihli 1994/15-265 Esas ve1994/600 Karar sayılı ilam, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu: Ankara. Ayrıca bkz.: Yargıtay (1965) 07.12.1966 tarihli 1965/844 Esas ve 966/313 Karar sayılı ilam, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu: Ankara; Yargıtay (1975) 05.06.1975 tarihli 1975/787 Esas ve 1975/2913 Karar sayılı ilam, Yargıtay 15. Hukuk Dairesi: Ankara.

[21] Tuba, ÖZTÜRK (2011) İş Hukukunda Mücbir Sebep, Yayınlanmamış yüksek lisans tezi, Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, s. 5.

[22] Hafta sonu kavramının tespitinde, daha evvel de değindiğimiz üzere, devlet dairelerinin kapalı olduğu Cumartesi ve Pazar günleri dikkate alınır. 657 sayılı Kanuna göre, memurların haftalık çalışma süresi genel olarak 40 saattir ve bu süre Cumartesi ve Pazar günleri tatil olmak üzere düzenlenir (T.C. Yasalar, 1965: Md. 99).

[23] 1 Ocak, 23 Nisan, 1 Mayıs, 19 Mayıs, 30 Ağustos, 29 Ekim günleri tam gün; 28 Ekim günü saat 13:00’ten sonra yarım gün, dini bayram günleri olan Ramazan Bayramı (arefe günü saat 13:00’ten itibaren üç buçuk gün) ve Kurban Bayramı (arefe günü saat 13:00’ten itibaren 4,5 gün) genel tatil günleridir (T.C. Yasalar, 1981: Md. 2).

[24] Karşılaştırmak için bkz.: Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı (2007) 5604 sayılı Mali Tatil İhdas Edilmesi Hakkında Kanunun 2 nci Maddesinin Uygulanmasına İlişkin Tebliğ, Resmî Gazete: Ankara, Tarih: 30.06.2007, Sayı: 26568, Md. 8; Malîye Bakanlığı (2007a) Mali Tatil Uygulaması Hakkında Genel Tebliğ (Sıra No: 1), Resmî Gazete, Ankara, Tarih:30.06.2007, Sayı: 26568.

[25] Kemal, AKINBİNGÖL (2004) “İş Kanunu’nda İdari Para Cezası Uygulaması ve Cezaya İtiraz Usulü”, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, Sayı:52.

[26] Hüsamettin, UĞUR (2010) “Yüksek Mahkeme Kararları Işığında Kabahatler Kanunu’na Göre Kanun Yolları (Başvuru ve İtiraz)”, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, Sayı: 89, s. 411-412.

[27] Uğur, a.g.y., s. 411.

[28] Anayasa Mahkemesi (2013) 02.10.2013 tarihli 2013/1718 Başvuru Numaralı ilam, Resmî Gazete: Ankara, Tarih: 01.11.2013, Sayı: 28808.

[29] Anayasa Mahkemesi (2013), a.g.y.

[30] Malîye Bakanlığı (2007b) Tahsilat Genel Tebliği (Seri No: 442), Resmî Gazete, Ankara, Tarih: 12.05.2007, Sayı: 26520.

[31] Yargıtay (2007) 29.01.2007 tarihli 2006/8299 Esas ve 2007/278 Karar sayılı ilam, Yargıtay 7. Ceza Dairesi: Ankara.

[32] “Borçlanmadığı edimi kendi isteğiyle yerine getiren kimse, bunu ancak, kendisini borçlu sanarak yerine getirdiğini ispat ederse isteyebilir” (T.C. Yasalar, 2011: Md. 78). “Borçlu olmadığı şeyi ihtiyariyle veren kimse hataen kendisini borçlu zan ederek verdiğini ispat etmedikçe onu istirdat edemez.” (T.C. Yasalar, 1926: mülga Md. 62).

[33] Yargıtay (2012b) 28.05.2012 tarihli 2012/8095 Esas ve 2012/13504 Karar sayılı ilam, Yargıtay 3. Hukuk Dairesi: Ankara.

[34] Yargıtay (2012a) 05.06.2012 tarihli 2010/18221 Esas ve 2012/19630 Karar sayılı ilam, Yargıtay 9. Hukuk Dairesi: Ankara. Ayrıca bkz.: Yargıtay (2012c) 17.04.2012 tarihli 2012/6461 Esas ve 2012/10279 Karar sayılı ilam, Yargıtay 3. Hukuk Dairesi: Ankara; Yargıtay (2012ç) 17.04.2012 tarihli 2012/5870 Esas ve 2012/10228 Karar sayılı ilam, Yargıtay 3. Hukuk Dairesi: Ankara.

[35] Malîye Bakanlığı (2007b), a.g.y., Md. VII.

[36] İsmail, YALÇIN (2007), a.g.y., s. 133 vd.

[37] Bkz.: Anayasa Mahkemesi (2013), a.g.y.

[38] Kabahatler Kanunu daha evvel itiraz için ağır ceza mahkemelerini yetkilendirmiş; bu durum uygulamada Ceza Muhakemeleri Kanunu ile çelişkiye neden olmuştur (Uğur, 2010: 426-427; Yargıtay, 2009). Söz konusu uygulama sorunu 6217 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikle düzeltilmiş, Kabahatler Kanunu’nun itiraz yolu ile ilgili 29 uncu maddesindeki “yargı çevresinde yer aldığı ağır ceza mahkemesine” ibaresi yerine “Ceza Muhakemesi Kanununa göre” ibaresi konulmuş, böylece ceza yargılama usulü ile uyum sağlanmıştır (T.C. Yasalar, 2011a: Md. 27).

[39] Uğur (2010), a.g.y, s. 435

[40] Devrim, AYDIN (2006) “Ceza Muhakemesi Kanunu’nda İtiraz”, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, Sayı: 65.

[41] Uğur (2010), a.g.y., s. 427.

[42] Yargıtay (2008) 06.02.2008 tarihli 2007/17176 Esas ve 2008/1817 Karar sayılı ilam, Yargıtay 2. Ceza Dairesi: Ankara. Ayrıca bkz.: Yargıtay (2009b) 25.06.2009 tarihli 2007/9268 Esas ve 2009/7590 Karar sayılı ilam, Yargıtay 7. Ceza Dairesi: Ankara; Yargıtay (2009c) 27.10.2009 tarihli 2009/7-206 Esas ve 2009/250 Karar sayılı ilam, Yargıtay Ceza Genel Kurulu: Ankara; Yargıtay (2009ç) 09.06.2009 tarihli 2009/7-112 Esas ve 2009/157 Karar sayılı ilam, Yargıtay Ceza Genel Kurulu: Ankara; Yargıtay (2009d) 09.06.2009 tarihli 2009/7-119 Esas ve 2009/158 Karar sayılı ilam, Yargıtay Ceza Genel Kurulu: Ankara; Yargıtay (2009e) 16.11.2009 tarihli 2008/6338 Esas ve 2009/6338 Karar sayılı ilam, Yargıtay 9. Ceza Dairesi: Ankara.

[43] Yargıtay (2011) 05.10.2011 tarihli 2008/12111 Esas ve 2011/16849 Karar sayılı ilam, Yargıtay 7. Ceza Dairesi: Ankara. Ayrıca bkz.: Yargıtay (2013a) 30.05.2013 tarihli 2013/7513 Esas ve 2013/11896 Karar sayılı ilam, Yargıtay 7. Ceza Dairesi: Ankara; Yargıtay (2013b) 03.07.2013 tarihli 2013/9941 Esas ve 2013/15654 Karar sayılı ilam, Yargıtay 7. Ceza Dairesi: Ankara.

[44] Uğur (2010), a.g.y. s.s. 431-437

[45] Yargıtay (2009f) 11.11.2009 tarihli 2009/17421 Esas ve 2009/15412 Karar sayılı ilam, Yargıtay 7. Ceza Dairesi: Ankara. Yargıtay (2010b) 23.03.2010 tarihli 2010/7-33 Esas ve 2010/58 Karar sayılı ilam, Yargıtay Ceza Genel Kurulu: Ankara.

[46] Yalçın, (2007), a.g.y., s. 155.